
Enver Topaloğlu
HEP ŞİİR
SABAHATTİN KUDRET AKSAL DURAĞI
Modern Türkçe şiir adına bir kent oluşturulsa ve meraklılar, ilgililer için bu şiir kentini turlayan bir de tramvay hattı yapılsa… O hat üzerinde bir Sabahattin Kudret Aksal durağı da olacaktır.
Ergin şairlerin ya da Behçet Necatigil’in tanımıyla “hikmet burcuna” girmiş şairin şiir mürekkebi solmuyor. Sabahattin Kudret Aksal’ın da şiirlerinin mürekkebi solmayan şairlerden olduğunu söyleyebiliriz. Öyle olup olmadığını anlamanın değişik yolları bulunabilir. En kestirme yolsa, şairin yapıtlarına başvurmak.
Geçmişle ilgili yargıları, hükümleri sorgulamayan, bunun için ilk kaynağa yönelmeyen, kısacası okumayan, araştırmayan kim olursa olsun, ona şiirin yolu uzun olmayacaktır. “Okumuyorsanız yazmayın” sözünün mesajı açık: Şiir yazıyorsanız, yazdığınızdan fazla okumalısınız. “Okumak” bir fiil. Bunu böyle anladıktan sonra, metafor olarak düşünmenin de herhangi bir sakıncası yok.
İstanbul’da 19 Nisan 1993’te yaşamını yitiren Sabahattin Kudret Aksal, yine aynı şehirde, 25 Nisan 1920’de dünyaya gelmiştir. Öykü, deneme, eleştiri, oyun kaleme alan, çeviriler yapan Aksal, yazın alanında uğraşı yelpazesi geniş şairler soyundandır.

Aksal’ın ilk şiiri 1938’de Varlık dergisinde yayımlanır. Şairin ilk şiirinin yayımlanmasından altı yıl sonra, 1944’te ilk şiir kitabı “Şarkılı Kahve” okurla buluşur. Turgut Uyar’ın değerlendirmesiyle şair ilk kitabıyla “haklı bir yer, haklı bir ün” sağlar. “Şarkılı Kahve”den “Başlamasaydı Bu Masal” başlıklı beş kıtadan oluşan şiirin ilk iki dörtlüğünü okuyarak devam edelim.
Başlamasaydı bu masal
Kalbin ışıktan rüyası.
Solgun günler diyarında
Kaybolanların dünyası.
Başlamasaydı bu masal
Havuzda su, dallarda renk
Başlamasaydı içimde
Bahçeler dolusu ahenk.
Şiir şairin ilk dönemine ait. Ses, uyak gibi biçimsel öğeler yerli yerinde. Buna, o dönemle ilgili Cahit Sıtkı Tarancı’dan izler diyebiliriz. Kitapta şairin Garip dalgasından sonraki döneminin şiirleri de yer alır. Aradaki dönüşümü örneklemek için bir şiir daha aktaralım. “Ölmedim” başlıklı şiiri alıntılıyoruz:
Mademki daha ölmedim
Boylu boyunca yatırılmış değilim henüz toprağa
Yürüyünce yoruluyorum
Terliyorum sıcakta
Benden daha çok şeyler beklenebilir
Siz de bilirsiniz elbet
Aşk da yoksulluk da
Hep insanlar için
Sabahattin Kudret Aksal da kısa sürede, yeniye katılır; kuşağının birçok genç şairi gibi Garip’in şiir anlayışını benimser. Ancak Garip şiirinde egemen olan ironi, hiciv gibi öğeler onun şiirinde yer bulmaz. Garip dalgasının içinde yer aldığı süreçte de, sonraki döneminde de Sabahattin Kudret Aksal’ın şiirinde dramatik yapı, “farkı” oluşturan temel unsurdur diyebiliriz. Aksal’ın, hikâye ve oyunlarına şiirin rüzgârını taşıdığı gibi şiirlerine de hikâyelerin ve oyunların ışığını düşürdüğünü belirtelim. Enver Ercan’ın, “Şiir, öykü, deneme, tiyatro... Sizi bu türlerin hangisi en çok ilgilendirdi” sorusuna karşılığı “Hepsi ilgilendirdi, öyle olmasa yazamazdım. Hangi türde yazdımsa, o sürede en çok o tür beni ilgilendirdi” olur. Devamında da şunları söyler: “Ama şiirin yeri benim için yine de başka. Bana hep öyle geldi ki, şiir kimi kez de düzyazı ister.”
Turgut Uyar, şairin 1953’te yayımlanan ikinci kitabı “Gün Işığı”ndan “Aile” başlıklı şiirini deyim yerindeyse enine boyuna inceler. Aksal’ın şiiri üstüne ve şiirin güncel durumuna ilişkin önemli tespitlerde bulunur. Aynı kitaptan “Giden” başlıklı şiirden iki betik aktaracağız:
Küçük bir halıları vardı eskiden
Dururdu odanın ortasında
Görmedim bu kere
Sade o mu giden
Bir şey uçmuş gitmiş yüzlerinden
İnsanı yaşamaya bağlayan bir şey
İnsanı umutlu eden güzel eden
İnsanı insan eden
Garip dalgası “küçük adam” olarak tanımlanan “sokaktaki insan” ya da “sıradan insan” denilen tipi sorunsallaştırır. “Küçük Adamın” yaşayışından, davranışından, tavırlarından durumlar, kesitler, jestler, haller yansıtır. Yeni şiir dalgasının “eski şiirin” bir an önce tasfiyesine destek olmanın yanı sıra toplumsal, siyasal amaçları, hedefleri de vardır. Kırklı yıllarda toplumun sınıflardan oluştuğunun makul ve makbul biçimde inkârını mümkün kılan halk kavramı icat olunur.
Halk denilen toplumun bireylerini tanımak, anlamak, dahası o tipin, o bireyin yaratılması, inşa edilmesi cumhuriyet ideolojisinin öncelikli hedefleri arasındadır. “Küçük Adam”ın yaratılması, inşa edilmesine ilişkin Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Türk Edebiyatında Cereyanlar” isimli yazısındaki saptaması dikkat çekicidir. Tanpınar, adı geçen yazıda, Orhan Veli’nin şiirde yeni bir insan aradığını ve bu arayışın ilk ürününün “Kitabe-i Seng-i Mezar” şiirinin kahramanı “Süleyman Efendi” olduğunu vurgular.
Sabahattin Kudret Aksal iyimser bir şairdir. Cansever’in dizesinde dile getirdiği gibi “iyimser bir duvarcı”dır; “her gün bir tuğla düşürür” elinden. Şiirlerinde yaşama sevinci, coşku, umut eksik olmaz. Şairin dördünce kitabına adını veren şiirden bir bölüm okuyalım:
Seninle sabahların aydınlığı,
otların ışıyışı seninle,
Sonsuzlukla arınmış ovada
çığlıkları koşup giden atların,
Kirimi pasımı,
suyu sabunu bol bir teknede yudun yıkadın,
Aldın kaba doğayı,
düzenledin yeni baştan bir güzel elinle.
Cumhuriyet sonrası modern Türkçe şiirin omurgasını, Aydınlanmacı, hümanist dünya görüşünü benimseyen şairlerin yapıtları oluşturur. Sabahattin Kudret Aksal da o şairlerin arasındadır. Modern Türkçe şiirde İkinciyeni dalgasıyla başlayan varlığın, varoluşun didiklenmesi ve daha sonraki varoluşçuluk etkisine karşın bu omurga önemli bir değişikliğe uğramadan kalır. Şöyle özetleyebiliriz: Modern Türkçe şiir büyük ölçüde Aydınlanma değerlerine bağlı, hümanist, iyimser, yaşam sevinci, yaşama coşkusu ve umut içerir niteliktedir.
Söz konusu omurganın oluşturulmasında ve tahkim edilmesinde, daha önce de değindiğimiz gibi Sabahattin Kudret Aksal’ın da önemli payı vardır. Bir şiir daha paylaşalım.
“Eşik”, şairin beşinci kitabının adıdır. Aynı adı taşıyan şiirde şehirden kırlara ya da uygarlıktan doğaya doğru çıkılan yolculukta bir eşiğin geçilmesi dile getirilir. Şiirin tamamını aktaracağız:
Bir yaz günüydü bırakmışım arkamda
Yürüyordum sokaklar tozdu, yapılar
Boz bulanık bir su gibi akıyordu
Bir kadın çamaşırını asıyordu
Penceresinde yitirilmiş anılar
Burnumda çürümüş yemiş kokuları
Sokaklar yeniden yeniden sokaklar
Yer bitirir en güzel aydınlıkları
Geceyle gündüzün kavşak noktasında
Havada kanat vuran kuştu çirkin
Ve şaşkın baktım birdenbire karşımda
Olağanüstü eşiği güzelliğin.
Sabahattin Kudret Aksal’ın şiir çizgisinde uzun süre belirgin bir değişiklik olmaz. Onun Garip şiirinin, bilhassa dili süssüz, bezeksiz, yalın biçimde kullanma, sözü gevelemeden, sarkıtmadan, bolartmadan söyleme ilkelerine başından itibaren sadık kaldığı söylenebilir. Aksal’da genellikle dil, sözün beden ölçülerine en uygun biçimde kurulur.

Şiirde dilin süslenmesi değildir sorun. Süsün aşırı makyaja, bezeğin arabeske, sesin gürültüye, sözün gümbürtüye gitmesidir sakıncalı olan.
Başlangıçtaki çizgisini uzun süre devam ettiren şairlerin de karşılarına yenilenmeye, tazelenmeye girişecekleri bir yol ağzı çıkar. Sabahattin Kudret Aksal’ın 1976’da yayımlanan “Çizgi” adlı yapıtında olduğu gibi.
Şairin bahse konu yapıtında ve sonrasında hem uyak, ses, ritim, ezgi gibi şiirin kadim biçimsel öğelerine ağırlık vereceği hem de Garip şiirinin kazanımlarını İkinciyeni şiirinin yenilikleriyle harmanlayarak deneyeceği bir çizgiye geçtiğini söyleyebiliriz. Ama yine de kendi birikimi içinde bir yol değişikliğidir söz konusu olan. Çizgi değişikliğini getiren kitabın aynı adlı şiirinden bir bölüm okuyalım:
Gel diyor, benim çizgime ulaş,
Dur orada, tam yanıbaşımda.
Yağmur o yağmur, güneş o güneş
Dünkü aydınlık bugünkü kuşta.
Ben kimim ki, hangi zaman, oynak
Ya da duruk, başlar ve biterim
Nerde, neyle sarılmış kıskıvrak,
Işıdım çırılçıplak, şaşmaz birim!
Kentli bireyin gündelik ilişkilerine, tavırlarına, hal ve hareketlerine, çatışmalarına, çelişkilerine, tartışmalarına olan ilgisi yeni çizgisinde de sürer. Aksal sesini, soluğunu tazelediği döneminde insanın doğayla ilişkisine de ağırlık verir. Kentin dışını, kırı, kırsalı araştırır, gözlemler, izler. Kent dışını şiirleştirirken kenter bakışını korur. Kent dışında gördükleri karşısında hayranlık duymaz, yüceltmez, ama küçümseyici, horlayıcı da değildir. Bir mesafesi vardır, fakat eleştirel bir uzaklıkta değildir. Şiirde yer bulan izlenimlerine anlama merakı, bilinmeyen karşısında duyulan heyecan eşlik eder.
Şairin sondan iki kitap önceki yapıtı “Bir Zaman Düşü”nde yer alan otuz iki betiklik şiirden iki betik paylaşıyoruz:
27/
Yüzüne bakıyorum
Yüzüme bakıyor
Birdenbire
Sağanağa dönüşüyor
Yarım yağmuru yüzünün
28/
Yalnızlık
Bir sözcüktü
Yola çıkmadan önce
Şimdiyse
Sazlar, dere
Ve gökyüzü
Sabahattin Kudret Aksal’ın şiirlerinin mürekkebi solmayan şairler arasında olmasını sağlayan nedenlerin önemli olduğunu düşünüyoruz.
Özetleyerek birkaç neden sıralamak gerekirse şunlar söylenebilir: Orhan Veli’den sonra ve İkinciyeniye rağmen uzunca bir süre Garip’in ekseninde kalmış, ama şiirleri güncelliğini, tazeliğini yitirmemiştir. Bu anlamda Garip şiirinin öncü isimleri Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’dan farklı bir tavır sergilemiştir. Garip şiirini güncelleyerek, gündemde kalmasını sağlayarak yeni kuşaklarla buluşturmak bakımından önemli rol oynamıştır.
Aksal’ın, yayın tarihine göre sağlığında yayımlanan şiir kitapları şunlar: “Şarkılı Kahve” (1944), “Gün Işığı” (1953), “Duru Gök” (1958), “Elinle” (1962), “Eşik” (1970), “Çizgi” (1976), “Zamanlar” (1982), “Bir Zaman Düşü” (1984), “Buluşma” (1990). Bu listeye, şair yaşamını yitirdikten sonra, 1993’te yayımlanan “Batık Kent”in de eklendiğini belirtelim. Kitaptan “Yaşamak” başlıklı şiiri okuyalım:
Göğü em, yükselen güneşi
Gör yaprağında kitabın. Bu
Dünya değişmedi, kaç bin yıl
Önce de böyleydi. Mavilik
Hep çiğdi, göz alıyordu. Sar
Sarmalan onunla! Gevşe (Ve
Bil ki Arkhimedes de öyle
Davranmıştı en şaşırtıcı
Usa sığmaz bulgularında.)
Yaşamak çok sade ve kolay.
Şairin modern Türkçe şiire harcadığı emek, çaba ve önemli katkıları için minnettarız. Selam olsun!